DURSUN ÖNAL İLE TRAFİĞİN EKSİ VE ARTILARI Ülkemizde trafik terörü ocak yıkmaya devam ediyor. Nereye kadar sürecek, ne zaman bitecek trafik kazaları diye feryat ediyor vatandaş! Bu konuda kimlere vazife düşmekte? Konuyla ilgili Türkiye Sürücü Kursları Konfederasyonu Başkanı Dursun Önal ile sizler için konuştuk. Önal ülkemizde trafik eğitimi ile ilgili bize neler anlattı ; S.G:Kimdir Dursun Önal’ı tanıtır mısınız? D.Ö:1948 Nevşehir Hacıbektaş doğumluyum. Ortaokulu Kırşehir’de, liseyi ise Kayseri’de bitirdim. Maddi güçlüklerden dolayı parasız yatılı sınavlarına girdim kazandım. Bursa Eğitim Enstitüsü Matematik bölümünden mezun oldum. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi kimya sınavında Türkiye birincisi oldum. Parasız yatılıda okumak zorunda kaldım, 6 yıllık öğretmenken tekrar İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesini kazandım. Gündüz öğretmenlik yapıtım, gece okuluma devam ettim. Kayseri kız lisesinde öğretmenken askere gittim. Yedek subaylığımı Amasya Merzifon’da tamamladım. S.G:Dershaneciliğe başlamanız nasıl oldu? D.Ö:Askerlik sonrası mecburi hizmetten dolayı Elazığ’a tayinim çıktı. Zorunlu hizmetimi tamamladıktan sonra, istifa edip İstanbul’da dershaneciliğe başladım. Bu arada İstanbul Teknik Üniversitesini ikinci okul olarak okudum.1992 yılına kadar Kocaeli Merkez Dershanesi’ni ve Akşam Lisesini çalıştırdım. Akşam liseleri kaldırılınca hayatımın bu sayfasını kapattım 1989da sürücü kurslarını açtım. Bu arada bizim gibi eğitime gönül vermiş 100 dershaneciyi Milli Eğitim Bakanlığı Ankara’ya davet etti. Sürücü eğitimine yatırım yapmamızı istedi. İstanbul’da 20 dershane bir şirket kurduk. Bu şirketin yönetim kurulu başkanlığına getirildim. Böylece sürücü eğitimine de atılmış olduk. Ankara’da Kurulu olan Ankara merkezli sürücü kursları derneği vardı. Bu derneği inceledik. Gördük ki bu dernek bizim amaçlarımızla örtüşmemektedir. Atatürk İlkelerine ve Cumhuriyet ilkelerine inanmış 63 kişi bir araya gelerek 1991 yılının Kasım ayında Özel Sürücü Kursları Derneğimizi kurduk. 1993 yılında bu derneğin başkanı oldum. O gün bu gündür başkanlığına devam ediyorum. Bu arada derneğin genel merkezini İstanbul’dan Ankara’ya taşıdık. 2005 yılında Türkiye genelindeki 23 ilde 23 dernek 3 büyük ilde Ankara, İstanbul ve İzmir’de birer federasyon sonra konfederasyon oluşturduk Bu teşkilat hala hizmet vermeye devam ediyor. S.G:Göreve geldiğiniz günden buyana sürücü eğitimi ve belge alımı konusunda eksiklikleri tamamlamak adına vermiş olduğunuz hizmetler neler? D.Ö:Bakanlık yönetiminde sürücü eğitimi ile ilgili bilimsel olarak çalışan bir birim olmadığını gördüm. Bunun üzerine Avrupa Birliğini inceleme kararı aldım. Avrupa Sürücü Okulları Federasyonunun 1998 Lüksemburg Konferansına katıldım. O konferans bizim ufkumuzu açtı. Avrupa Birliğinin Federasyon Başkanı ilgimden dolayı yanına geldi, tanıştık. Beni kendi aracıyla Belçika’ya götürdü Belçika’ da sürücü eğitimini tanıttı. Sınav sistemlerini tanıttı. Ulaştırma Bakanından proje rica ettim, bana projeyi verdiler. Sınav projesini tercüme ettirdim ve getirdim Bakanlığa sundum. Projeyi sunum tarihimiz 1998 Temmuz ayıydı. Bakınız 13 yıla dönüyoruz 12 yıl bitiyor hala bakanlıkta bu konuda çalışma sürüyor. Heyet Raporunu Kaldırdık! Ehliyet için alınan sağlık raporları bana göre bazı menfaat gruplarının da gayretiyle heyet raporuna dönüştürüldü. 5 doktor imzası ile rapor veriliyordu. Oysa ki bir arabanın içinde bir hemşire bir doktor mobil olarak dolaşıp rapor veriyorlardı. 2005 yılında 120- 130 lira heyet raporu ücreti idi. Bunun üzerine Avrupa’ da ki 36 ülkenin sağlık raporu bilgilerini Avrupa Birliği Sürücü Kursları Federasyonu kanalıyla Türkiye’ye getirdim. 180 sayfa bilgiyi iki oğlum iyi derecede İngilizce biliyor onlara tercüme ettirdim, düzenledim. TBMM Avrupa Birliği Komisyonuna başvurdum. Sayın Yaşar Yakış bana; “çok iddialısınız nedir?” dedi. Anlattım, beni meclise davet etti. 3,5 saat mecliste bu konuyu anlattım tabi karşılıklı sorular da oluyor. İkna oldular. AB Komisyonunda alınan karar ile Avrupa Birliğindeki büyük elçiliklere konunun doğruluğu soruldu. Cevaplar geldi birebir doğru. Bunun üzerine İçişleri Komisyonunda konu görüşülüp, sağlık raporu, tek hekime indi ve heyet kalktı. Böylece 2005 parasıyla 22 trilyon lira vatandaşın cebinde kalmıştır. Şu an 10 lira 20 lira gibi paralarla ya da Sağlık Ocaklarından ücretsiz rapor alınmaktadır. Bundan çok büyük gurur duyuyorum. K ( geçici sürücü belgesi )Belgesini ve Harçlarını Kaldırdık! Bir başka olay daha; Sürücü kurslarında eğitime başlayan bir aday günde 4 saatten 5 gün direksiyon eğitimine gelir. Bunun karşılığında 2003 yılı fiyatı ile söylüyorum; 56 lira 2004 başında 72 lira harç öderdi. 5 günlük geçici sürücü belgesi (K belgesi) için ki bu olmadan trafiğe çıkılamaz. Bu da bir soygundu, bunun sahtekârlıkları çıkmıştı. Makbuzlar çoğaltılıyor, bilgisayar da yapılıyor, vatandaştan alınıyor, devlete ödenmiyor. Bir inceleme yaptım, Türkiye genelinde %92 oranında K harcında usulsüzlük vardı. Yani bir milyon kişinin eğitime başvurduğunu düşünün, çarpı 72 lira siz hesaplayın sonucu….Bunun üzerine Plan Bütçe Komisyon Başkanı Sait Açba’ya gittim. Durumu anlattım. Dedi ki; “hocam yaz önergeni”, masasında önergeyi yazdım. K belgesini de kaldırttım. K belgesinin yarısı kadarda yazılı ve direksiyon sınav harçları vardı bir yıl sonra onlar da kaldırıldı. Vatandaşın cebinde 100 milyar kaldı! Şimdi bunları üst üste koyduğunuz zaman Türkiye genelinde 70 ila 100 milyar liralık bir para vatandaşın cebinden gereksiz yere çıkıyordu. 1996 ya dönersek o zaman hem Polis’in hem de Sürücü Kurslarının sürücü belgesi verme yetkileri vardı. Kurslar boş oturuyor, poliste kuyruklar oluşuyordu. Gerekli incelemeleri yaptım. Kanun teklifleri verildi, polis devreden çıkartıldı. Bu anlattıklarımın tümünde birebir emeğim vardır. Bunları bir övünme anlamında değil bir eğitimci, bu ülkenin insanı olarak gurur duyduğum için anlatıyorum. 9 Ülkenin Trafiğini İnceledim! Daha sonra Avrupa Birliği kurulup ta iş daha ileriye gidince AB ülkelerindeki uygulamaları inceleme ihtiyacı hissettim. Esas itibariyle 2006 yılından beri Belçika, Hollanda, Almanya, İtalya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, İspanya, Lüksemburg, bunların sürücü eğitimlerini birebir inceledim. Ben resimleyerek, kameraya alarak bunları sürücü kursu sahiplerine aktardım. Konfederasyonun sitesine (www.mtskkonfederasyon.org ) buraların resimlerini koydum, izleyebilirler. 20 Şubat’ta da Suriye’ye gittim, Halep’i inceledim. Bulguları ınternet sayfamızda sektörün bilgisine sundum. Ülkemizde haksız rekabet yapılıyor ve karşınızdakiler fiyat düşürüyor, yeterli eğitim verilmeyince siz yatırım yaptığınız halde para da kazanamıyorsunuz. Rekabet kurulunu da bu konuda kınıyorum. Çünkü rekabeti teşvik adına bu acımasız fiyat savaşına göz yummanın bedeli can olmkatadır! Ucuza eğitim verip vatandaşa şirin görünüyor ama eğitim verilmediği için can kaybediliyor. Bunu Rekabet Kurumuna Kasım 2008’de anlattım, raporları geldi ve üzgünüm hala düşünceleri değişmemiş. Rekabet Kurumu diyor ki “vatandaşın bu hizmeti ucuz alması gerekiyor”. Şimdi ucuz et alması için domuz eti mi yemek lazım? Ucuz et almak için çürümüş tavuk mu yemek lazım? Bununla ne farkı var? İşte Rekabet Kurulunun bunu ayırması gerekiyor. Diyor ki, “Bunu görevliler kontrol etsinç Eğitimde eksik verdirmesinler, eksik yapmasınlar ama vatandaş rahatça alsın belgesini”. Bunu savunuyor. Ama Türkiye’de bu olmuyor maalesef. Şimdi biz konfederasyon olarak her yıl Türkiye’deki kursları bir bölgede toplarız. Bu toplantılara 400 ila 1200 kişi arasında katılımlar olur. Trafik açısından faydalanacağımız bilim adamlarını getiririz toplantılara. S.G: Peki kurallara uygun eğitim verilmemesinin sebepleri nelerdir? D.Ö: Türkiye geneli için söylüyorum, 4 ana sebep var: Bir; Bir bölgede açılabilecek toplam kurs sayısında bir sınırlama olmaması nedeniyle, kalitenin bir kenara bırakıldığı, fiyat odaklı, çok sayıda kalitesiz eğitim kurumun rekabet etmeye çalıştığı bir sitemsizlik oluşuyor. S.G: Bunun bir prosedürü yok mu? D.Ö: Bina için, araç için kurallar var ama kurs sayısı için yok, kurs açacak kişiler için de yok. Örnek vermek isterim; Belçika’ya gidiyorsunuz, kurs açacağım dediğiniz zaman sizden 4 yıllık trafikle ilgili eğitim mecburiyeti istiyor. Türkiye de böyle bir eğitim yok ama en azından Türkiye’de bir eğitimcilik kimliği, bir mekanik eğitimcilik kimliği aranabilir, çünkü bu mekanik bir iş, bu da yok! İki; Ankara başta olmak üzere siyaset bu işte çok etkilidir. Siyasetin bu işten elini çekmesi gerekir. Sınav ücretleri eğitim teknolojilerine yatırılır. Şahit olduğum bir vakayı anlatayım size; Bir ilimizde sınav ücretini bankaya yatıramamışlar, şu veya bu sebepten, o gün ben de tesadüf Bakanlık’tayım, bir baktım o ilin 3 tane milletvekili, arkasında 200 kişi hepsi Ankara’da. Böyle bir şey var mı? İşte böyle bir baskı…. Sınav yapıyorsunuz, il merkezlerinde sınav yapılıyor, ilçelerde de sınav yapılması için milletvekilleri baskı yapıyor…. Neden sınavlar il merkezlerine alınmış? Kopyayı önlemek, bir disiplin getirmek için. Bu konunun önemli bir eksiği de bazı Milli Eğitim yetkilileri, altını çizerek söylüyorum, hatta bunun basında başlık olması gerektiğini düşünüyorum, yakınları üzerine kurs açmışlardır. Soru kitapçıklarını bir gün evvelden açarak sonra tekrar mühürleyerek mesajla veya başka yolla cevapları yazdırıyorlar. Mesela geçen sınavda bazı illerde oldu. Öyleyse etik olarak milli eğitimde çalışanların yakınları asla bu kursları açamamalı veya başka durum getirilmeli. Böyle sıkıntılar var. Üç; AB de ki direksiyon eğitimleri 20 saat ve artı 15 saat akan trafikte kullanmak üzere 35 saate çıkarılmıştır. Teorik eğitimler 60 veya 70 saattir ülkesine göre ki; onların orta öğretiminde bu dersler mecburi derslerdir. Bizde bu olmadığı halde bu derslerin azaltılması söz konusudur. Sınavların eğitim pistinde başlatılarak, eğitim pistini düzgün çalıştırmayanların görevden alınma gibi bir ceza getirilerek bu işin AB standardına getirilmesi gerekir. 2014 yılı stratejik planında bu yazılı. Türkiye 2014 yılına kadar bu standardı getirmek zorunda. S.G:Gereken budur ama bu gerçekten yapılabilir mi? D.Ö: Bu yapılırsa zaten Türkiye’de ki kurs sayısı %40 azalır ki azalması da gerekir. Türkiye’de 22 yıldır bu standart sağlanamamıştır. Dört; Sürücü eğitimini verenlerin eğitimi Türkiye’de bir ihmaldir. Kursta çalışanlara 21 günlük bir kurs, bir sertifika veriliyor. Düşünün şimdi 1987 yılında bir sertifika almış, 1989 da sertifika almış, ilkokul mevzunu bir adam 22 yıldır aynı bilgiyle duruyor. Bunlara alan bilgisi yükseltme veya tamamlama eğitimi asla verilmemiş. Bu da ne yapıyor? Araca oturuyor sigarayı yakıyor, buna direksiyon kolu derler diyor, böyle bir kültürle maalesef karşı karşıyayız. Bu insanlar düşük ücretle çalıştıkları için kurslar tarafından tercih ediliyor. Setifika almış ancak bu işi yapmayanlar, sertifikasını kurslara kiralıyor. Bunun için de ayda 30 lira civarında sanki çalışmış gibi parasını alıyor. Uygulama sınavını yapanları ele alalım; Milli Eğitim görevlileri de 5 saatlik bir kursla uygulama sınavı yapma yetkisi almış. Onlarda da alan bilgisi tamamlama yok. Kurslara Eğitim Seminerleri Düzenliyoruz! Gerek sınav yapıcıların gerekse trafik eğitimini veren usta öğreticilerin alan bilgilerinin süratle geliştirilmesi lazımdır. Konfederasyon Özel Sürücü Kurslarına seminer yapmak için Ocak ayında bakanlığa bir dilekçeyle başvurusunu yaptı. Seminerde trafik ve diğer konularda insanların alan bilgisini tamamlamak üzere 400 kişiyi eğitime almayı planladık. Bir hizmet içi eğitimi yapacağız. Bu hizmet içi eğitiminin yılda en az 10 kere yapılması lazım. Bırakın bir defayı hatta bölgelere göre yapılıp bu işin derhal geliştirilmesi, hatta eğiticilerin akademik akademik ünvanlı olması gerekir. Sürücü Adaylarına Yeterli Eğitim Verilemiyor! Geçenlerde bir konferans için sınıfa girdim. Bir resim yansıttım, bir yaya geçidi var, bir araç geliyor, yaya geçidine, bir de yaya geçidinin başında yola inmemiş bir insan duruyor. Ne yaparsınız diye sordum. Hiç birinden doğru cevap alamadım. Biri diyor “yavaşlar geçerim”, biri diyor “korna çalar geçerim”, birisi “sağıma soluma dikkat ederim geçerim” diyor. Sonra sırayla tahtaya yazdım; “Bu yaya bir çocuk olabilir mi? Yani kontrolsüz. Şimdi sizin yavaş geçmeniz burada çözüm değil. Peki bu bir sağır olabilir mi? Öyleyse orada duracaksınız, yayayı kontrol atına aldıktan sonra tekrar hareket edeceksiniz”. İşte bizde bu eğitim verilmediği için bizim yaya geçitlerinde bir Avrupalı geçtiği zaman ölür. Şimdi bu konuların eğitiminin süratle tamamlanması gerekiyor. Yani biz geldik geçiyoruz. Ama en önemlisi gerek Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünde, gerekse il ilçe milli eğitim müdürlüklerinde sürücü eğitimi kuralları bilgilerini almış, özümsemiş, sabit kadrolu kişilerin görev yapması gerekiyor. Bu konuyu teklif olarak verdim, önce güldüler, sonra çok haklısın dediler. Sürücü kursu sahibi arkadaşlarıma baktığım zaman bu işi çok ciddi yapan insanlarımız var ama birçoğu günü birlik yaşamakta. 2010 yılı seminerlerinde nereden bakarsanız 500 ila 600 kursa hitap ettim. Orada sordum açık bir şekilde; içinizde Kasım veya Aralık ayına geldiğiniz zaman ertesi yılın bütçesini yapan var mı? diye. Hiç yok! Neden günü birlik yaşıyoruz? Ben ne yatırım yapmalıyım? Ne harcamalıyım? Kaç kişi istihdam etmeliyim veya kaç kişi çıkarmalıyım? Bu tür çalışmalar yok. İstatistiğim nedir? Neler yapılmış? Müfettişler gelir istatisliğe bakar iş biter. Halbuki olay bu değil, biz hizmet sektörüyüz. İktisat bilimi diyor ki hizmet sektörünün brüt kar marjı ortalama %20’dir. Eğer bu %20 karınızın tekrar %20sini yatırıma dönüştürmezseniz 5 senede batarsınız. Eğer ben şimdi aracımı 5sene içinde değiştirmemişsem, elimdeki araç 4-5 yıllıksa, oldu 11-12 yıllık. Bu olmaz. Binamı yenilememişsem veya satın almamışsam, çalışanların kıdem tazminat karşılığını ayırmamışsam, yarın insanlar ayrıldığında ne yapacaksınız? Ortada kalırsınız. Şimdi bunlar olmadığı için günü birlik yaşıyor. Gidip iki banka kredisiyle kurs açıyor. Sorunlardan biri de bu zaten! S.G:Sürücü belgesi dosyalarının harçları ile ilgili sıkıntı hakkında ne düşünüyorsunuz? D:Ö: 492 sayılı Harçlar Kanunu harç yapılan işlemin karşılığıdır, kanun bu. Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı İçişleri Bakanlığı’na bir yazı yazmış. Diyor ki; harçları her sertifika için ayrı ayrı alacaksınız. Şimdi benim mantığıma göre düşünüyorum bir A2 sertifikası alıyorsunuz (A2 motosiklet sertifikası ) B veya E sınıfı sertifika aldınız, bu 3 dosyayı birlikte emniyete götürdüğünüzde yapılan işlem bir işlem.Yani kanunen üç ayrı harç almak bana göre yanlıştır. Hiç bir vatandaş mahkemeye gitmiyor. Mahkemeye gitmek lazım. Şimdi benim gidebilmem için Konfederasyonun bu işle muhatap olduğuna dair açılan davayı kazanmam lazım. 9 Mart 2010 tarihinde Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’e gittim. Bu konuyla ilgili bilgi verdim. Bunlar çok külfet getiriyor bakın sürücü kursu sahipleri bundan faydalanıyor hiç birisi bu iş için maddi katkıda bulunmuyor. O zaman da oturup düşünüyorsunuz. Çünkü bunu AB mahkemesine kadar gitmesi gerekir bu uzun bir yol. Önce idare mahkemesine, oradan Danıştay’a, oradan Danıştay Yüksek Kuruluna gidilecek, Sonrada Avrupa Birliği mahkemesine gitmek gerekiyor. Bu çalışmalar 30-40 bin TL gibi bir masrafı gerektiriyor. S.G:Türkiye’deki bu kadar trafik kazasının sürücü kurslarının yetersiz eğitim vermesine bağlayabilir miyiz yoksa yollarımızda ve sinyalizasyonda da suç var mı? D.Ö:1990 yıllarına göre araç sayısı %500 nin üzerinde arttı. İspanya’da sürücü kursunda her ders için bir bilgisayar var.Derse şifrenizi girerek başlıyorsunuz. Ortam görüntülü, bir saat derse gelmezseniz sınav hakkınız yok. Ben diyorum ki devlete 500 bin avroluk bu programı Türkiye’ye getitiniz.Programı Türkçeleştirip sürücü kurslarına 50.000 TL, 100.000 TL ye veriniz. Eğitim verilip verilmediğini tespit et. Her önüne gelenin kurs açmasını da bu yolla engellemiş olursunuz. Yollar ve sinyalizasyon konusu bizi aşar. Bunu ancak bir vatandaş olarak konuşabiliriz. Türkiye’de ben yatay işaretlemenin çok az olduğunu düşünüyorum. Şehre girdiğinizde trafik işaretlerinde kural şudur: sizi yönlendiren bir işareti gördüğünüzde yeni bir işaret görene kadar hiçbir yere sapmamanız gerekir, o zaman yolunuzu bulursunuz. Fakat Türkiye’ de bakıyorsunuz birçok şehirde yatay işaret ya var, ya yok. İşin içinden çıkabilirseniz aşk olsun. Özellikle şehir içinde %60-70’lere varan bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Tabi bunları söylediğiniz zaman karşınıza ekonomi çıkıyor, bütçe çıkıyor. Benim saham değil ama dışarıda görülen olay maalesef budur. |